OTSO0 442 816 39 99

Hoşgeldiniz. Bugün

Oltu Taşı

Ana Sayfa » Patentlerimiz » Oltu Taşı

OLTU TAŞIOltu taşı; genellikle siyah renkli, kahverengi çizgi izine sahip, 3 sertlikte nispeten ağır, mat, konkoidal kırınımlı, taze iken yumuşak, zamanla sertleşen, karakehribar sınıfında yer alan, ülkemizde Erzurum İli Oltu ilçesi KD’sundaki köyler ve yakın kesimlerinden çıkarılan ve işlemeciliği yapılan yarı değerli bir süstaşıdır.

 

 

Çalışma alanlarından ilkini oluşturan Oltu taşı sahaları; Erzurum İli Oltu İlçesi KD’sunda yer alan Gökçedere köyü K’i, Güzelsu ve Dutlu köyleri K ve KD’su, ve Günlüce köyü K’i ve KB’s ında, Dutludağ ’nin (2.522 m) G yamaçlarında yeralmaktadır. Anılan alan; çalışmada Oltu taşı sahası adıyla analıacak olup, 1/100.000 ölçekli Tortum G47 topografik harita paftasında yer alan yaklaşık 330 km2’lik bir alanı kapsamaktadır. Bölgede köyler, genel olarak tarıma daha elverişli, nispeten az engebeli alanlara dağılmıştır.

Oltu taşı yatakları; bu bölgede 1.600-2.100 m seviyelerinde yer alan Üst Kretase fllişleri içinde kıvrımlı kumtaşı tabakaları ile ardalanmalı, yaklaşık 70-80 cm kalınlığındaki nemli marn seviyesi içerisinde, kalınlığı yaklaşık 2-10 cm ve yatay uzunluğu 30-70 cm arasında değişen, kırıklı, merceksel yapılar şeklinde bulunurlar. Araştırma bölgesinin dışında Olur ilçesinin Yeşilbağlar ve Yolgözler köylerinde de Oltu taşı ocakları vardır Bölgede Oltu taşı çıkarmak için açılan ocak sayısının 600 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

 

 

Ülkemizde ayrıca Oltu (Erzurum) yöresi dışında Müşeverek Köyü, (Bayburt) ve Haymana (Ankara) D’sunda da karakehribar (Oltu taşı) bulunduğu ve zamanında işletildiği bildirilmiştir (Lahn, 1940). Bu arazilerden ilki Müşeverek Köyü, Bayburt’un 30 km GD’sunda, Bayburt-Erzurum karayolunun D’sunda yer almaktadır. Oltu taşının bulunduğu ve zamanında işletildiği bilinen diğer arazi ise Haymana (Ankara) D’sunda yer almaktadır.

 

Oltu Taşı`nın özellikleri;

  1. Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşmektedir.
  2. İşlenmesi kolaydır.
  3. İşlendikçe sertleşir.
  4. Kullandıkça parlar.
  5. Rengi genellikle siyah, bazen de kahverengidir.
  6. Çıra gibi is çıkararak alevli bir şekilde yanar.
  7. Sürtünme ile elektriklenerek hafif cisimleri çeker.

 

OLTU TAŞI İŞLEMECİLİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE BUGÜNKÜ DURUMU

Oltu Taşının ilk defa ne zaman çıkarıldığı ve işlenmeye başlandığı hakkında kesin bir yazılı doküman bulunmamasına rağmen, 18. yüzyıl sonunda çıkartılmaya başlandığı sanılmaktadır. Bölge halkı arasında, Oltu Taşı yataklarının ilk defa Rus işgali döneminde (1878- 1918) açıldığı ve Ruslar tarafından işlenmeye başlandığı gibi yanlış bir inanış bulunmasına rağmen, yapılan araştırmalar bunun aksini göstermektedir.

Oltu Taşı işlemeciliği babadan oğula geçen bir halk sanatı şeklinde başlamış ve devam etmiştir. Oltu’nun İnci Köyü’nde yaşayan 95 yaşındaki Ahmet Cengiz, bu sanatı babası Dursun Cengiz’den onun da Rus işgalinden önce kendi babasından öğrendiğini ifade etmiştir. 1887- 1962 yılları arasında yaşayan Recep Kara ve 1894- 1964 yılları arasında yaşayan İlyas Macit adlı Oltu Taşı sanatkarları bu sanatı dedelerinden öğrendiklerini belirtmişlerdir. Soyadı kanunundan sonra “Takımcı” soyadını alan Rıza Usta ile “Necef” soyadını alan Tevfik ustaların, Oltu Taşı’ndan süs eşyası yaptıkları bilinmektedir. Bu bilgilere göre Oltu Taşı işlemeciliği Ruslar’dan önce ilk defa Türkler tarafından uygulanmış, geçmişi ise yaklaşık iki yüz elli yıl kadar öncesine tarihlendirilmektedir.

Oltu Taşı işlemeciliğinin Erzurum’da yapılmasında ve pazarlanmasında, Rüstem Paşa Hanı (Taşhan) ve Arapgirler çarşısının önemi büyüktür. 1561 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından yaptırılan Rüstem Paşa Hanı; Osmanlı İmparatorluğu döneminde altın ve gümüş ziynet eşyasının yapıldığı ve pazarlandığı, İpek yolu ticaret kervanlarıyla Asya’dan getirilen altın ve gümüş ziynet eşyasının Anadolu’ya ve yurt dışına pazarlandığı önemli bir bölge olmuştur.

19.yüzyılda “takımcılar” adı verilen Türk ve azınlıklardan oluşan kırk sanatkar, bu sanatı uygulamıştır. Oltu Taşı işlemeciliği asıl dönemini Cumhuriyet’ten sonra kazanmıştır. Günümüzde de Rüstem Paşa Hanı, Oltu Taşının işlendiği ve pazarlandığı 31 en önemli merkez durumundadır. Ayrıca; Vakıf İşhanı, Taş Mağazalar ve Cumhuriyet caddesindeki kuyumcu ve imalat atölyelerinde bu sanat sürdürülmekte ve bu işle uğraşan bireylere gelir getirmektedir. Ayrıca Oltu İlçesinde; Oltu Taşı işlemeciliği ile ilgili faaliyetler, Oltu Taşı İş Merkezi’nde bulunan atölye ve işyerlerinde, bu çevredeki diğer atölyelerde ve evlerde sürdürülmektedir. Oltu Taşı İşlemeciliği yörede binlerce kişiye gelir sağlayan bir iş kolu olma özelliği ile büyük önem taşımaktadır.

OLTU TAŞI SAHALARINA ULAŞIM

Oltu taşı (Oltu-Erzurum) sahasına ulaşım, genelde Erzurum-Ardahan-Kars İllerini, özelde ise Oltu-Göle İlçelerini birbirine bağlayan asfalt karayolunun Oltu’dan itibaren Göle’ye doğru 8. km’sinden sapılan stabilize köy yoluyla sağlanabilmektedir. Oltu taşı ocaklarına köylerden dağ yolları ve patika yollar ile ulaşılabilmektedir.

 

OLTU TAŞI SAHALARININ TOPOGRAFYASI

Çalışma alanının rakımı yaklaşık 1300-2500 m arasındadır. İnceleme alanı; özellikle K ve B kesimlerinde oldukça engebeli bir yapıya sahiptir. Bu yükseltilerden bazıları; Boz Tepe (1320 m), Ormanbaşı Tepe (1979 m), Dutludağ Tepe (2522m)’dir. Çalışma alanında kaynak suyu bol, drenaj ağı düzensizdir.

Yöredeki en büyük akarsu; Havzaya adını veren Oltu Çayı’dır. Bölgedeki devamlı akış gösteren tek akarsu olan bu suyolu, çalışma alanının G’inde kalmaktadır. Yaklaşık K-G ve daha sonraları da KD-GB doğrultulu akan bu akarsuya, yukarıda belirtilen yükseltiler arasında değişik yönlü ana dereler ile bunlarla birleşen tali dereler ve yine değişken yönlerdeki kuru dereler bağlanmaktadır.

Oltu (Erzurum KD’su) yöresi; 3.420 km2 yüzölçümüne sahip olan Oltu Çayı Havzası, genelde Çoruh Nehri’nin ana kollarından olan Oltu Çayı’nın su toplama havzasını, özelde ise Oltu Yöresi (Erzurum KD’su)’ni kapsamaktadır. Havzanın G ve B bölümü, D Anadolu; K ve KD bölümü ise D Karadeniz bölümü içerisine girmektedir. KD Anadolu dağlarının uzandığı bölge dahilinde bulunan havzada, kabaca KD-GB yönünde üç sıra halinde uzanan dağlar ve bu dağlar arasına yerleşmiş tektonik kökenli Oltu-Kömürlü ve Narman depresyon alanları yer almaktadır. Dağlar ile çöküntü havzaları arasında yükseklik farkı 1.000 m’den fazladır. Havzanın yükseklik yönünden en alçak yeri 1.150 m, en yüksek noktası Allahuekber dağları üzerinde 3.120 m’dir. % 20 den fazla eğimli alanlar, tüm havzanın % 63.7’sini kaplamaktadır ve jeolojik yapının aşınmaya kolay uğraması, erozyon ve taşkın olaylarının şiddetlenmesine neden olmuştur. Bunun yanında erozyon sonucu yüzeye çıkan ve yer yer oyuntularla parçalanan jeolojik yapı veya ana materyal, havzada önemli sorunların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bunun sonucu olarak yamaçların doğal dengesi bozulduğundan kütle halinde arazi akma ve kaymaları başlamıştır. Havzada erozyonun şiddetli olarak devam etmesi, taşkın ve birikme olaylarının artmasına neden olmuştur. Halihazırda havzanın % 74.9’undan (270.400Ha) orta şiddette, şiddetli ve oyuntu erozyonu ile heyelan aktif halde devam etmekte ve 4.100 Ha alan taşkın ve birikmeğe uğramaktadır. Sahanın kırsal yerleşmelerinde, kapalı ekonomik sistem, önemli ölçüde, hala hüküm sürmektedir ve bu ekonomik sistemin ana gereği olarak da havza halkının geçimi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ancak, havzanın tarım ve hayvancılık potansiyeli, havza nüfusunu yeteri kadar beslemekten, geçindirmekten uzaktır. Bu yüzden sahanın doğal kaynakları aşırı derecede zorlanmaktadır. Aslında bu zorlama ve aşırı faydalanma sonucunda havzanın doğal dengesi önemli ölçüde bozulmuştur. Özellikle son 15 yıldan beri, havzadan işgücü akımı ve göç devam etmektedir.

OLTU TAŞI SAHALARININ İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

Çalışma alanı ve çevresindeki mevcut bitki topluluğu; yüksek kotlu kesimlerde sarıçam, seyrek yapılı ardıç ve meşe ormanları, alçak yerlerde ve dağ yamaçlarında otluklar ve doğal çayırlardan ibarettir. Ayrıca sulu dereler boyunca söğüt ve kavak ağaçları yaygındır. Ovalık alanda ise yer yer tarım arazileri ve meyve bahçeleri bulunmaktadır. Yöre halkı geçimini az da olsa tarım, hayvancılık ve kış mevsimi boyunca Oltu taşı işlemeciliğinden sağlamaktadır. Daha çok, tarıma elverişli alanlarda yöre ihtiyaçlarını karşılayacak kadar genelde arpa ve buğday üretimi yapılmakta, sulu tarım yapılabilen alanlarda ise yer yer meyvelikler bulunmaktadır. Tarımdan daha çok büyükbaş hayvancılık ve arıcılık yaygındır.

 

ERZURUM’DA OLTU TAŞI VE KUYUMCULUK SANATI

Türkler’e ait ilk takı örnekleri Orta Asya özelliklerini taşımaktadır. “Hım” kurganlarında yapılan kayalarda, Türkler’in eski çağlardan beri takı sanatına önem verdikleri ve hayli maharetli birer usta oldukları görülmektedir. Orta Asya’da başlayan Türk takı sanan, Anadolu’da bütün orijinalliğiyle gelişmesini devam ettirmiştir. Takı sanatının sürdürüldüğü Anadolu’daki merkezlerden birisi de Erzurum’dur. Erzurum ve çevresinde devam eden kuyumculuk sanatının geleneksel Türk takı matığının bir devamı olduğunu, geleneksel izleri devam ettirdiğini, diğer illerimizde takı sanatının yalnızca bir yada birkaç tekniği kullanılırken Erzurum’da tüm tekniklerin kullanıldığım ve yeni yetişen ustaların geçmişte olduğu gibi takı sanatının tüm tekniklerini bildiklerini göstermek yapmış olduğumuz bu çalışma ile, Erzurum ve çevresinde devam eden kuyumculuk sanatının geleneksel Türk takı sanatının bir devamı olduğunu, geleneksel izlerin devam ettirdiğini, çeşitli illerimizde kullanılan tekniklerden sadece bir ya da birkaçının uygulandığını, oysa Erzurum’da takı tekniklerinin tümünün kullanıldığı, yetişen ustaların geçmişte olduğu gibi, bütün tekniklerini bilerek Yetiştiğini ve kompleks bir yapıya sahip olduğunu göstermeyi hedefledik. İkinci olarak, bütün dünyada bilinen Oltu taşının derin bir araştırmasını yaparak, Oltu taşının kuyumculuk sanatındaki yeri, önemi ve bugünkü şekli ile mevcut durumu ortaya konmaya çalışıldı. Oltu Taşının çıkarıldığı tüm yataklar, işlendiği atölyeler ve yöreye ekonomik katkısı belirlenmeye çalışıldı.

Orta Asya’dan Anadolu’ya yayılan Türk halk takıları içerisinde gerçek yerini alan Oltu Taşı, halk takılanımı gerek Türk kültürünün, gerekse Türk estetiğinin özgün bir örneğidir. Halen Orta Asya’da kemaneyle işlenen takılar, Oltu yöresinde de Oltu taşından kemaneyle işlenmeye başlanmış daha sonra gelişmiştir. Motif olarak Osmanlı döneminde ramiler, rozetler, bulutlar, kıvrık dallar Üzerine çok kompozisyonlar rastlanmıştır. Erzurum ve çevresinde kuyumculuk eserlerinin süslemesinde kalem işi (kazıma), çakma, kabartma, güherse, telkari, delik işi, savat ve taş çakma teknikleri kullanılmıştır. Erzurum kuyumculuğunun Oltu Taşı ile bütünleşmesi, geleneksel motiflerinin yanı sıra, Avrupa etkileriyle barok tarzı motifleri kullanmaları, kendilerine özgü tarz ve teknikleriyle gelişimim devam ettirmiştir.
Prof. Dr. Tahsin Parlak – Erzurum’da oltu taşı ve kuyumculuk sanatı tezinden alıntıdır.

13 Ocak 2017

İlgili Terimler :

Yorumlar

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz